Türkiye'yi Seviyoruz!


Sivil Forum Seçkin Topluluğu ile tanışıyorsunuz; Hoşgeldiniz.
Bizimle olmak için davet beklemeyiniz. 'Forum'dayız >>

Uygar insanların bir arada olduğu bu sosyal ortamda
öncelikle kendi iç mutlululuğumuzu tesis ettik.
Biz biriz!

Arkadaşlıklarla, dostluklarla başladık;
derin sohbetler neticesinde bir araya gelip
topluluğumuzu kurduk. Elbette içimize sızanlar,
sükuneti bozanlar olacaktır...
Sevgi Bağımızın Gücünü hissettirmeliyiz!

Mutluluk ve birlik için, dirlik için "Seçkin Topluluk" vasfımıza sahip çıkıyoruz!

Türkiye'yi Seviyoruz!
Mutlu bir Türk İnsanı Portresi arzuluyoruz.
Yurtta sulh, cihanda sulh erkindeyiz.

Bizimle olmak için davet beklemeyiniz. 'Forum'dayız >>

Sivil Forum Seçkin Topluluğu öncelikle yayınları ve
organizasyonları ile huzurlarınızdadır.
Bizimle paylaşmak istediğiniz konuları ve
isteklerinizi lütfen ulaştırınız.

Saygılarımızla.

Sivil Forum Yönetimi.

Büyük Sır

Şırnak'ın Uludere İlçesi... Yıl 1981...
Avdan dönen köylüler bir kitap bulur...
Yüz milyonlarca insanın inançlarını sarsacak
bir kitaptı bu ...

---
Sıradan bir av dönüşünde, köylülerden birinin köpeği güzergah üzerindeki bir mağaraya girdi. İç kısımlarına doğru ilerledi ve bir çukura düştü. Köpeği çıkartmak isteyen köylülerin kuyuya girmesi ile gizli oda ve lahit gün yüzüne çıktı. Hz. İsa'nın kolyesi ile O Kitap bulundu. Barnabas İncili. Nedir Barnabas İncil'i? Hristiyanlar bu İncil hakkında
ne düşünüyorlar? ...

... Bulunan O Kitap derin bağlantılar neticesi el değiştirmeye başladı ...

Kitabı bulanlardan alan Babat Aşireti Lideri Korucubaşı Hazım Babat’ın babası Ferhan Babat kime götürse kitapta ne yazıldığını çözemedi.

Kitabın papirüse yazılı iki sayfası Aramice uzmanı Hamza Hocagil’e götürüldü. Hocagil, kitabın Süryani alfabesiyle Aramice, yani Hz. İsa’nın dilinde yazıldığını söyledi. Kitap’ın Barnabas İncili olduğunu anlayan Hocagil, ilk cümleleri tercüme etti: “Ben Kıbrıslı Barnabius... Tespihe layık âlemlerin Rabbi’nden bir bütün olarak, Ruhu’l Kudüs’le Meşaha’ya vahyolunanı tıpkı İsa’dan duyduğum gibi, sadakatle, 48 gök yılları sonunda, dördüncü nüsha olarak aynen yazıyorum.”


Ve asıl hikâye bundan sonra başladı...


Varlığı özellikle Hıristiyan ve Müslüman ilahiyatçıları arasında da tartışma konusu olan ‘Barnabas İncili’nin ucu Ergenekon’a ve Genelkurmay Başkanlığı Özel Harp Dairesi’ne kadar uzandı... Bu iddialar, çalışmalarını ABD’de sürdüren araştırmacı-yazar Aydoğan Vatandaş’ın önümüzdeki günlerde Timaş Yayınları’ndan piyasaya çıkacak olan ‘Apokrifal’ (Halktan gizlenen) adlı kitabında yer alıyor.

Yıl 1981... Yer Şırnak, Uludere...

Barnabas İncili’nin hikâyesi avdan dönen köylülerin Uludere yakınlarında bir mağaraya girmeleriyle başlıyor. Köpekleri mağarada kaybolan köylüler, köpeklerini aramaya başlıyor. Köpeğin sesi çok derinlerden geliyor; mağaranın içindeki bir kuyudan. Bir urgan alıp, kuyunun içine giriyorlar. Karşılaştıkları manzara ise tüyleri diken diken etmeye yetiyor. Köylüler, taştan yontma bir oda içerisinde bir lahit ve bazı eşyalarla karşılaşıyorlar.

Önce Hz. İsa’ya ait bir madalyonu çıkarıyorlar. Lahitin kapağını açıyorlar; bir ceset ve üzerinde bir kitap. Buldukları kitap Babat Aşireti Lideri Korucubaşı Hazım Babat’ın babası Ferhan Babat’ın eline geçiyor. Ferhan Babat’ın kitabın tarihi değerini anlaması uzun sürmüyor ancak kime götürdüyse kitapta yazılanları çözemiyor. Papazlar dahil kimse kitabın hangi dilde yazıldığını anlamıyor.
Bu kez Babat, kitabı satmak için girişimlerde bulunuyor. Dönemin Malatya Milletvekili İsmail Hakkı Şengüler’e bahsediyor kitaptan. Şengüler kitabı inceliyor ve kitabın önemini anlamak için iki sayfasını filolog Hamza Hocagil’e götürüyor...

Kayıp kitapla ilk temas


Hamza Hocagil, Aramice uzmanıydı. Aramice, Hz. İsa’nın ilk öğütlerini verdiği dildi. Hamza Hocagil, Türkiye’de bu dile vakıf birkaç kişiden biriydi. Hâlbuki Hıristiyan aleminin kabul ettiği dört İncil’den hiçbirinin Aramice orijinali yoktu. Tümü Grekçe’den yapılan tercümelerden oluşuyordu. En eskisi de dördüncü yüzyıla aitti.
Hocagil, papirüs üzerine yazılan sayfaları inceledikten sonra, yazının Arami dilinde ve Süryani alfabesiyle kaleme alındığını tespit ediyor. Ve kitabın ilk sayfasını tercüme ediyor: “Ben Kıbrıslı Barnabius... Tespihe layık âlemlerin Rabbinden bir bütün olarak, Ruhu’l Kudüs’le Meşaha’ya vahyolunanı tıpkı İsa’dan duyduğum gibi, sadakatle, 48 gök yılları sonunda, dördüncü nüsha olarak aynen yazıyorum.”
Hocagil, Malatya Milletvekili Şengüler’e heyecan içinde “Bu kitap Barnabas İncili” diyor. Ve Şengüler, Barnabas İncili’ni satın almak için Ferhan Babat’a 280 bin doları ödemeyi kabul ediyor. Hocagil’e göre bu eser, iki bin yıllık kayıp otantik İncil’di. İncil, Hz. İsa’nın vahiy kâtibi Aziz Barnabas tarafından yazılmıştı!

İncil, Özel Harp Dairesi’nin kasasında

Peki bundan sonra ne oluyor? İşte Hollywood filmlerine taş çıkartacak hikâye asıl buradan sonra başlıyor. Kitabın yazarı Aydoğan Vatandaş, Hamza Hocagil’le görüşüyor ve sır perdesini aralıyor. Hamza Hocagil yaşananları şöyle anlatıyor: “Ferhan Babat’la anlaşmaya varılmıştı. Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan’ın babası Mehmet Ali Arslan ile birlikte İncil’i teslim almaya gittik. Ancak o sırada beklenmedik bir şey oldu. İncil bize teslim edilemeden jandarmanın eline geçti. İki yıl boyunca jandarma karargâhında saklı tutuldu. Daha sonra Kemal Başer Paşa’dan alınarak Genelkurmay Özel Harp Dairesi’nin eline geçti.”
Hamza Hocagil, her şeye rağmen Barnabas İncili’nin peşini bırakmamıştı. Hocagil, dönemin başbakanı ve hemşehrisi Turgut Özal’a 1996 yılında konuyu açtığını söylüyor: “Konuyu kendisine anlattıktan sonra beni Özel Harpçi Orgeneral Sami Karamısır Paşa’ya gönderdi. Önce beni epey sorguladılar, amacımın ne olduğunu anlamak istiyorlardı. Ben kitabın sadece tercüme boyutuyla ilgilendiğimi söyledim. Ardından İstanbul Balmumcu’da bulunan Özel Harp Karargâhı’nda Sami Karamısır Paşa ve MİT Müsteşarlığı da yapmış olan ve hâlen hayatta olan Hayri Ündül Paşa’nın görevlendirmesiyle tercüme çalışmasına başladım.”
Bu görevlendirmenin ardından Hamza Hocagil Ankara’da bulunan, o zamanki adıyla Özel Harp Dairesi Başkanlığı’na gidiyor: “Kitabı ilk orada gördüm. Birkaç demir kapıyı aştıktan sonra ulaşılan bir yerdeydi. Kitap, 1987 yılında Sami Karamısır Paşa ve Hayri Ündül Paşa’nın bilgisi dahilinde İstanbul Balmumcu’da bulunan Özel Harp Karargâhı’nda tercüme etmem için bana verildi. Ben burada her gün tercüme çalışmalarını yapıyordum. Tercüme parası da bana Harp Akademileri Komutanı Nahit Şenoğul Paşa tarafından veriliyordu. Nahit Paşa daha sonra bana Harp Akademileri’nde Koruyucu Envanter dersleri de verdirtti. Bu süre içerisinde İncil’in 19 sayfasını Özel Harp Dairesi’ne bağlı subayların kontrolünde inceledim”


On Emir’in yerini bildiriyor


Hocagil, Barnabas İncili’nde nelerin yazdığıyla ilgili de şunları söylüyor: “Tevhitten başka bir şey yoktu. Zikrullah vardı. İbadet etmenin önemi, Allah’a eş koşmama, bu arada komşulara yardımcı olma, Lut Kavmi ile ilgili bazı uyarıcı bilgiler ile ilgili ibret alınmasını öğütleyen bir kıssa vardı. Dikkatimi çeken bir şey daha vardı. Ayette, ‘Bir peygamber gelecek, ona tabi olanlar, dolgun başaklar gibi olacak(!)’ diyordu.”
Hocagil, Barnabas İncili’nin son sayfasında, Aziz Barnabas’ın bu incili dört nüsha olarak yazdığını ve diğer üç nüshanın da yerlerini belirttiğini söylüyor: “İnciller’in biri İsrail’de, diğeri Arabistan Yarımadası’nda diğeri ise Kuzey Irak’ta Süleymaniye Zaho taraflarındaydı. Orgeneral Nahit Şenoğul Paşa’nın verdiği Barnabas İncili’nin son sayfalarında Hz. Davut’un kendi eliyle yazdığı Aramca Zebur ve Hz. Harun’un bakır levhalara yazdığı On Emir’in nerede olduğuna ilişkin bilgiler de vardı.”


Veli Küçük adı burada da karşımıza çıktı

Hocagil, Hz. Davut’un Sarayı’nda bulunan İncili de tercüme ettiğini söylüyor: “Bu tercümeyi Almanca ve İngilizce olarak Yunanistan’daki Markos Yayıncılık için yaptım. Genelkurmay’daki İncil’le İsrail’de bulduğumuzun tek farkı tefsirli oluşuydu. Barnabas, Uludere’de bulunan İncil’e bazı şerhler düşmüştü. Tercüme parası olarak 15 bin dolara anlaşmıştım.”
Hocagil, Markos Yayıncılık’la aracı olanın ise ismini söylüyor. Bu isim, son günlerde adını sıkça duyduğumuz Ergenekon Soruşturması’nın bir numaralı sanıklarından: “Aracı, Adem Taşdemir’di. Taşdemir, Ergenekon’un kilit ismi Tuncay Güney’le birlikte ‘cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak’ iddiasıyla gözaltına alınmış, daha sonra serbest bırakılmıştı. Taşdemir’in bir özelliği de Emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün yaveri olmasıydı!” Hamza Hocagil’in bir başka iddiası ise Barnabas İncili’nin hâlâ Genelkurmay Özel Harp Dairesi’nde olduğu yönünde...

Esrarengiz Tarikatlar

21MASONLUK

'Mason' kelimesi her ne kadar taş ustası anlamına gelmektedir ve Mason Locaları kuruluş dönemlerinde sahiden de taş ustalarının locaları şeklinde ortaya çıkmıştır. Fakat kurucusu ve locanın içinde faaliyet yürüten bazı güçler bu örgütlenmeyi zamanla 'Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar' şeklinde anılacak ve farklı erkler etrafında toplayacak bir yapıya sokmuşlardır.

Masonluk, başlangıcının resmi olarak 16′ncı yüzyılın sonu ve 17′nci yüzyılın başlarına dayandığı düşünülen bir çeşit organizasyondur. Dünyanın birçok ülkesinde beş milyon üyesi bulunmaktadır. Sadece İngiltere, İskoçya ve İrlanda’da 480 bin, Amerika Birleşik Devletleri’nde ise iki milyona yakın üyesi bulunmaktadır.

Masonlar için sır ve gizliliğin bir gereği olan sembolizm çok büyük önem taşır. Masonlukta semboller, Masonik ilkeleri daha iyi anlatmak ritüellerin içerdiği aşamaları ve öğütleri belleklere iyice yerleştirmek bunların uzun ömürlü olmalarını sağlamak için kullanılırlar.
Masonlukta sır olarak nitelendirilen şeylerin başında Masonik işaretler, sözcükler ve simgelere verilen anlamlar gelir.



ILLIMUNATI

1776 yılında Almanya’nın Münih kentinde, Adam Weishaupt isimli Kabbalacı bir hukuk profesörü ve Baron von Knigge önderliğinde kurulan gizli bir topluluktur.

AYDINLATILMIŞ OLANLAR

Illuminati, ‘Aydınlanmış Olanlar’ anlamına gelmektedir. Topluluğun kuruluş amacı cehaletle, baskıcılıkla ve kilisenin dogmalarıyla mücadele etmekti. Her ne kadar asıl amaç, aydınlanarak dinsel dogmalardan uzak, hür düşünceyi ve Newtoncu pozitif bilimin önünü açmak idiyse de, daha sonraları gizli siyasi amaçları olduğu öne sürüldü. İlluminati dünya siyaset tarihinin belki de zaman içerisinde üzerine en fazla komplo teorisi üretilmiş topluluğu halini almıştır.

KİLİSEYE KARŞI KURULDU


İlluminati tarikatının kuruluş kökeni şu şekilde ifade ediliyor: ‘Kilisenin düşünce tarzına ve dayatmalarına büyük bir antipati besleyen Galileo Galilei, bir topluluk kurarak bu dogmalarla mücadele etmek ve parlak gençleri ve aşırı derecede zeki insanları bünyesinde toplayarak onlara özgürlüğün, hür düşüncenin ve aydınlanmanın faziletlerini aşılamak istiyordu. 1774 yılında Mason olan Weishaupt, bu emellerinin Masonluk içerisinde var olduğunu görse de, Masonluğun emellerinin ve felsefesinin siyasetler üzeri olması itibariyle ve Almanya’daki kilise/cizvit egemenliğini sona erdirmek istemesinden ötürü, bu doğrultuda bir topluluk kurmaya karar verdi ve kendisi gibi düşünen 11 arkadaşıyla beraber 1776 yılında Illuminati’yi kurdu.

OPUS DEI

Opus Dei, 2 Ekim 1928′de Madrid’te sıradan bir papaz olan Jose Maria Escriva de Balaguery Albas tarafından kurulan 79 yıllık İspanyol asıllı bir örgüttür.


KATOLİKLERİN TARİKATI

Katolikliğe sadık, laik iş ve meslek sahiplerini biraraya getirerek Papa’ya Vatikan dışında destek olacak varlıklı ve iyi eğitim görmüş elit bir kadroyu oluşturmak amacı ile kurulan bu örgüt günümüzde Vatikan’da en etkili laik kurumdur.

PAPA OLAĞANÜSTÜ BİR KİŞİDİR


Gizli bir örgüt olan Opus Dei’nin tüm üyeleri Katolik meslek sahiplerinden oluşmaktadır. Bunun yanında her ülkede de örgütten sorumlu bir Kardinal bulunmaktadır. Onlara göre Papa’nın kimliği, Kilise’nin de, Papalık Makamı’nın da üstündedir. Papa, Tanrı-Krallığı’nın kutsal önderidir. Böylesine yüce bir mertebeye erişebilen kişi de elbette Olağanüstü bir kişidir. Bu nedenle Opus Dei, böylesine olağanüstü bir kişi tarafından temsil edilen Vatikan Devleti’ni yüceltir ve Kilise’yi ikinci planda görür.

DUDAK UÇUKLATAN SERVETİ VAR

2.8 milyar dolar serveti, 15 üniversitesi, 97 teknik okulu, 36 ilköğretim okulu olan Opus Dei ile ilgili pekçok tartışma yaşanmış ve olumsuz görüşler dile getirilmiş buna rağmen örgüt herhangi bir açıklama yapmamıştır.

6
TRILATERAL KOMISYON

1973′te David Rockefeller, Henry Kissenger ve Zbigniew Brzezinski tarafından kurulmus gizli bir örgüttür.


TARİKATIN AMACI


Tohumları ABD’de atılan ‘Yeni dünya düzeni’ fikrini tüm dünyaya yani Kuzey Amerika, Avrupa ve Japonya’ya daha iyi yayabilmek için oluşturulmuştur.


TEK DÜNYA DEVLETİ KURULUNCA PİRAMİT BİRLEŞECEK


Brzezinski 1973-1976 arasında başkanlığını yapmıştır. Tarikatın simgesi şu şekildedir: Bir kürenin üç yanından üç üçgen uzayarak kürenin ortasında buluşurlar ama birleşmemişlerdir. Bunları birleştirdiğiniz taktirde tek bir büyük üçgen meydana çıkar. Her bir üçgen trilateralin üç bölgesini simgeler. Üçgenler muhtemelen piramiti simgelemektedir. Büyük üçgen de büyük piramittir. Büyük piramitin birleşmemiş olması, tek dünya devletinin henüz kurulmamış olduğunu gösteriyor olabilir.

Sakal Sünnettir!
Dinle yaşamayı bir zanaat haline getirmiş tarikat ve benzerlerine dahil olan halk kitlemde bir de Peygamberimiz zamanındaki gibi giyinmek, görünmek modası var. Şalvarlar, sarıklar, cüppeler, uzun uzun sakal. Bu Peygamberimizin yaptıklarının tekrarı olarak görülüyor ve sünnet olarak adlandırılıyor. Peygamberimizin iyi ahlakı, kültürü ve faydalı davranışlarının sünnet diye algılanıp tekrarlanmasını oldukça doğal karşılıyorum ama sakal, şalvar vb. hallerdeki taklidini akılcıl bulmuyorum.
Peygamberimizin bugünkü şartlarda kolay ve sağlıklı traş olma imkanı vardı da olmadı mı? Uzun uzun sakal bırakmanın ne faydası olabilir?


Yönetim'in Notu:
"16 Mart Katliamı" rumuzlu üyemizin Forum-da yer alan paylaşımıdır. Yorumlarınızı aşağıda paylaşabileceğiniz gibi Forum-da yer alan konu hakkındaki tartışmaları da inceleyebilirsiniz. Tıklayınız >>
Çocuğunuzun Edep Yerlerini Öperseler!
“Bir şeytana, bir de nefsime kızgınım” diye beyanat veren şeriat savunucusu, Türkiye gündemini bir defa da ne cinayetle ne de olmadık yobaz fikirlerle değil, çocuğa cinsel istismarla kirletmişti.

Mahkemeler açıldı, yargı işletildi vesaire vesaire...
Adli Tıp dendi, Adli Tıp karar versin, çocuğun psikolojisi bozulmuşsa ceza verelim, yoksa mesele de yoktur dendi...

Adli Tıp, Adalet Bakanı'na bağlı olan Adli Tıp karar verdi, çocuğun psikolojisi bozulmamıştı... Hele şükür Rabb'im, nelere kadirsin!

Çocuğun ifadesinden bir kesitte adı geçen meczubun 'edep yerlerini öptüğünden' bahsediliyordu, iddia ediliyordu.
Allah'ım düşmanlar başına vermesin.
Bir karar da siz verin Aziz Müslümanlar.

Yönetim'in Notu:
"Ateş" rumuzlu üyemizin Forum-da yer alan paylaşımıdır. Yorumlarınızı aşağıda paylaşabileceğiniz gibi Forum-da yer alan konu hakkındaki tartışmaları da inceleyebilirsiniz. Tıklayınız >>
Türk Silahlı Kuvvetleri Hakkında
Arkadaşlarım,
Son zamanlarda başta Fethullah Gülen ve yandaşları olmak üzere bazı dinci, cemaat ve tarikat benzeri oluşumlar hedef gösterilerek 'Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yıpratılmak istendiği söylenceleri toplum arasında kulaktan kulağa yayılıyor.

Kanal 7'de bir emekli albay çıkıyor ve 'Defalarca PKKyı kalbinden vuracakken -çekilin emri aldık!, PKK yıllar evvel bitirilebilirdi' diyor. Biz bunu ilk defa bahsettiğimiz emekli albaydan duymuyoruz. Bir gizli dedikoduymuçasına
toplumda kulaktan kulağa yayılmakta zaten...

Son zamanlarda da karakol baskınları ön plana çıkmaya başladı. Kimse kimseye hesap sormazken 'Beş evladım daha olsa beşini de askere yollarım' diye feryat eden, yüreği yanan şehit ebeveynlerini izledik acıyla.

300 milyar dolardan (USD) bahsediliyor PKKnın bertaraf edilmesi için harcanan...
Kimse bu yatırım ve heba nereye gitti demiyor.
Herkes siyasi arenada bile askerden medet umuyor.
Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün asker oluşunun şartlanmışlığına sahip bir aydınlar zümresi var memlekette, konuşan yobaz ve asker düşmanı oluveriyor. Ben de çekiniyorum askere laf söylemekten. Vatan haini damgası yiyiveririm diye!

Gelin görün ki Taraf Gazetesi bu defa da çekinmedi!
Aktütün Karakolu baskınının gerek Amerikan İstihbarat bildirimlerinde, gerekse daha başka kaynaklarda yer aldığını, askeri yetkililerimize katır sayısına kadar saldırmaya hazırlanan terörist ekibin detaylarının verildiğini iddia etti Taraf Gazetesi!

Ayrıca askeri yetkililerin bazı tezatlarını da ortaya çıkardı! Ertesi gün haberimiz olan olay, bir evvelki gün öğle saatlerinde başlamış!
Yetkililerin belirttiğinin aksine yardım ve ek komuta ekibinin PKKlı grubun saldırısının bitmesine sadece 20 dk kala ulaştığı iddia ediliyor.

PKKlılar uçaksavarlarına kadar yerleştikten üç buçuk saat sonra müdahala maksatlı ateş açtığımız ve sadece karadan savunma mantığı ile davrandığımız, önceden istihbarat alındığı halde hava kuvvetlerimizi kullanmadığımız belirtiliyor!

Askere güven zedelenmeye mi çalışılıyor dersiniz?
Yoksa birilerinin ihtilal çağrısı yapabilmesi, birilerinin de buna cüret edebilmesi için sürekli faal bir düşmana ve onun karşısında hep alkışlanan bir askere mi ihtiyaç var?


Yönetim'in Notu:
"Nalan Babay" rumuzlu üyemizin Forum-da yer alan paylaşımıdır. Yorumlarınızı aşağıda paylaşabileceğiniz gibi Forum-da yer alan konu hakkındaki tartışmaları da inceleyebilirsiniz. Tıklayınız >>
Diğer Manşetler
Rahmetli Bülent ECEVİT ile Sohbetimiz YAPIMCI @ (18 May : 23:06) (Gündem)